all one - Türkisch Englisch Wörterbuch

all one

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Bedeutungen von dem Begriff "all one" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 6 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Colloquial
all one expr. hepsi aynı
We are all one on that point.
Biz bu konuda hepimiz aynı fikirdeyiz.

More Sentences
all one expr. hepsi bir
But on the inner, invisible consciousness plane, we are all One.
Ama içsel, görünmez bilinç düzleminde hepimiz Biriz.

More Sentences
all one expr. fark etmez
all one expr. hava hoş
all one expr. fark etmez
all one expr. hava hoş

Bedeutungen, die der Begriff "all one" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
all one's savings n. tüm birikimini
one's all acts of vigilantism n. kural tanımaz tüm davranışları
sell all one has v. satıp savmak
give one's all v. gayret göstermek
stake all one's money on one gamble v. rest çekmek
exert all one's strength v. kıçını yırtmak
lose one's all v. varını yoğunu kaybetmek
put all of one's efforts in a job v. canla başla çalışmak
give it one's all v. canını dişine takmak
do all one can do v. elinden geleni yapmak
spend all of one’s money on drugs v. tüm parasını uyuşturucuya harcamak
be all of one mind about v. hemfikir olmak
be all of one mind about v. aynı fikirde olmak
lose all one’s money v. tüm parasını kaybetmek
one-size-fits-all adj. herkese uyan
all in one package adj. hepsi tek pakette
all in one breath adv. bir nefeste
all in one breath adv. bir solukta
all in one breath adv. hepsini bir anda
all but one adv. biri hariç hepsi
all except one adv. biri hariç hepsi
with all one's heart adv. içtenlikle
with all one's heart adv. yürekten
with all one's heart adv. canı gönülden
one and all pron. her biri
one and all pron. hepsi
one and all pron. herkes
each one of all pron. her biri
Phrasals
step all over (one) v. (birinin) üstüne çıkmak
step all over (one) v. (birinin) ensesine binmek
step all over (one) v. (birinin) tepesine çıkmak
Phrases
with all one's strength adv. var gücüyle
with all one's heart and soul expr. canı gönülden
with all of one's being expr. tüm varlığıyla
one-size-fits-all expr. herkese uyacak bir kalıp
come one, come all! expr. gel vatandaş gel!
all in one expr. aynı anda
seen one, seen them all expr. biri de aynı bini de
seen one, seen them all expr. hepsi birbirinin aynı
seen one, seen them all expr. birini gören hepsini görmüş olur/demektir
seen one, seen them all expr. yok aslında birbirlerinden farkları
for all (one's) (something) expr. belli (olumsuz) özelliklerine ya da sorunlarına rağmen …
for all (one's) (something) expr. (bir şeyin) tüm …larına rağmen
all for one, and one for all expr. anca beraber kanca beraber
in (all) fairness (to one) expr. doğrusu
in (all) fairness (to one) expr. ne yalan söyleyeyim
in (all) fairness (to one) expr. doğruyu söylemek gerekirse
all for one, and one for all expr. hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için
all for one, and one for all expr. hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için
Proverb
all (one's) geese are swans kuzguna yavrusu şahin görünür
all (one's) geese are swans (birisi) gerçekleri görmüyor
all (one's) geese are swans karga yavrusunu şahin görür
all (one's) geese are swans (birisi) hayal dünyasında yaşıyor
all (one's) geese are swans kuzguna yavrusu şahin görünür
all (one's) geese are swans (birisi) gerçekleri görmüyor
all (one's) geese are swans karga yavrusunu şahin görür
all (one's) geese are swans (birisi) hayal dünyasında yaşıyor
if one sheep leaps over the ditch, all the rest will follow eğer bir koyun hendekten atlarsa, diğerleri de arkasından atlar/onu takip eder
Colloquial
all except one n. bir tanesi hariç hepsi
(one's) all n. (birinin) elinden gelen
(one's) all n. (birinin) bütün çabası
(one's) all n. (birinin) varını yoğunu (ortaya koyması)
(one's) all n. (birinin) her şeyiyle kendini ortaya koyması
place all your eggs in one basket v. her şeyini riske atmak
steal one’s money all away v. birisinin tüm parasını çalmak
put all one’s energy into something v. tüm enerjisini bir şeye vermek
be all one to v. … olsun da ne olursa olsun
be all over (one) v. (birinin) dibinden ayrılmamak
do all right by (one) v. (birine) öncelik tanımak
be all over (one) v. (birini) haşlamak
be all over (one) v. (birinin) peşinden ayrılmamak
be all over (one) v. (birine) yazıp durmak
be all (the) one (to someone) v. (birisi için) fark yaratmamak
be all over (one) v. (birini) azarlamak
be all over (one) v. (birinin) üstüne gitmek
be all over (one) v. (birine) yürümek
be all over (one) v. öpüşüp koklaşmak
be all over (one) v. yiyişmek
be all (the) one (to someone) v. (birisi için) önemsiz olmak
be all one to v. biri için önemli olmamak
be all (one) could do (not) to (do something) v. elinden bir tek (bir şeyi yapmak ya da yapmamak) gelmek
be all over (one) v. (birinin) canına okumak
be all over (one) v. (birini) paylamak
be all over (one) v. (spor) rakibe geçit vermemek
be all one to v. biri için hepsi bir olmak
be all over (one) v. (spor) rakibe alan bırakmamak
be all over (one) v. (birinin) ensesinde boza pişirmek
be all the same to (one) v. (biri) için hepsi bir/aynı olmak
be all the same to (one) v. (birinin) belli bir tercihi olmamak
be all the same to (one) v. (birine) göre hava hoş olmak
be all the same to (one) v. (biri) için fark etmemek
be all the same to (one) v. (birine) hepsi uymak
get (all) up in (one's) (something) v. (birini) haşlamak
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin) canına okumak
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin bir şeyine) karışmak
get (all) up in (one's) (something) v. (birini) azarlamak
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin bir şeyine) müdahale etmek
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin bir şeyinin) dibine girmek
get (all) up in (one's) (something) v. (birini) fırçalamak
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin bir şeyine) dahil olmak
get (all) up in (one's) (something) v. (birinin bir şeyinin) aşırı yakınında durmak
have evil written all over one v. kötü biri olduğu her halinden belli olmak
all over one adj. (birinin) her yanını sarmış
all over one adj. (birine) sakız gibi yapışmış
all over one adj. (birinin) üstüne atlamış/çullanmış
all over one adj. (birinin) tepesine çıkmış/binmiş
all over one adj. (birine) sülük gibi yapışmış
all over one adj. (birinin) üstüne atlamış/çullanmış
all over one adj. (birinin) tepesine çıkmış/binmiş
all over one adj. (birine) sakız gibi yapışmış
all over one adj. (birine) sülük gibi yapışmış
all over one adj. (birinin) her yanını sarmış
all in one expr. hepsi bir arada
all in one expr. hem ... hem de
all rolled in one expr. hepsi bir arada
all in one piece expr. sapasağlam
all in one piece expr. tek parça halinde
all in one piece expr. zarar görmemiş
one and all! expr. herkes!
all in one expr. tümü bir arada
come one, come all! expr. herkes gelsin!
all over (one's) face expr. (birinin) yüzünden okunuyor
all over (one's) face expr. (birinin) yüzünden anlaşılıyor
all over (one's) face expr. (birinin) yüzüne yansımış
all over (one's) face expr. (birinin) bütün yüzü
all over (one's) face expr. (birinin) yüzünden belli
all over (one's) face expr. (birin) yüzünün her tarafı
it's all (the) one to me expr. … olsun da ne olursa olsun
it's all (the) one to me expr. benim için fark etmez
it's all (the) one to me expr. benim için hepsi bir
(one) could go (on) all day (about something) expr. (biri bir şey hakkında) sonsuza kadar konuşabilir
(one) could go (on) all day (about something) expr. (biri bir şey hakkında) uzun uzadıya konuşabilir
(one) could go (on) all day (about something) expr. (biri bir şey hakkında) durmadan konuşabilir
(one) could go (on) all day (about something) expr. (biri bir şey hakkında) bütün gün konuşabilir
seen one, seen them all expr. birini görmüşsen, hepsini görmüşsündür
if/when you've seen one, seen them all expr. birini görmüşsen, hepsini görmüşsündür
seen one, seen them all expr. hepsi bir
seen one, seen them all expr. hepsi birbirinin aynısı
if/when you've seen one, seen them all expr. hepsi birbirinin aynısı
if/when you've seen one, seen them all expr. birbirinden hiçbir farkı yok
seen one, seen them all expr. birbirinden hiçbir farkı yok
if/when you've seen one, seen them all expr. hepsi bir
(it's all) greek to (one) [cliché ] expr. (birinin) anlayamayacağı bir şey
(it's all) greek to (one) [cliché ] expr. (birinin) anlaması imkansız bir şey
(it's all) greek to (one) [cliché ] expr. (birine) çok yabancı
(it's all) greek to (one) [cliché ] expr. (birinin) anlayabileceği bir şey değil
(something) is all (one) needs expr. zaten (birinin) ihtiyacı olan tek şey (bir şeydi)
(something) is all (one) needs expr. bir tek (bir şey) eksikti
(something) is all (one) needs expr. (bir şey) çok lazımdı
(something) is all (one) needs expr. bir bu eksikti